- Hoşgeldiniz - Sitemizde 5 Kategoride 15 İçerik Bulunuyor.

Gündem

Elveda Kuvvetler Ayrılığı, Elveda Hürriyet, Elveda Demokrasi, Elveda Anayasa… – Av. Fulden KANTÜRER

14 Kasım 2017 - 10 kez okunmuş
Ana Sayfa » Gündem»Elveda Kuvvetler Ayrılığı, Elveda Hürriyet, Elveda Demokrasi, Elveda Anayasa… – Av. Fulden KANTÜRER
Elveda Kuvvetler Ayrılığı, Elveda Hürriyet, Elveda Demokrasi, Elveda Anayasa… – Av. Fulden KANTÜRER

1987’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olup, Anayasa Hukuku alanında akademik çalışmalarına başlayan, alanında 20’den fazla kitabı ile 50’den fazla makalesi yayınlanmış ve çeşitli ödüller almış, kitapları Anayasa Hukuku ders kitapları olmuş, ülkemizin sayılı Anayasa Hukukçularından ve her bir hukukçu adına Anayasa Hukuku’nu öğrendiği hocası olan Kemal Gözler; kendi ifadeleriyle ‘susanlardan biri olmamak için, vicdanım sızladığı, geceleri uyuyamadığım için, cılız da olsa bir ümit ışığı olsun diye, gelecekte pişmanlık duymamak için, zamanı gelmiş bir fikirden daha güçlü bir şey yoktur..’ diyerek 16 Nisan 2017’de Oylayacağımız Anayasa Değişikliği Hakkında Eleştirilerini ‘Elveda Anayasa’ kitabında yazdı ve kitap 11 Mart 2017 tarihinde Ekin Basın Yayın Dağıtım tarafından yayınlandı.

Gözler, kısa süre içinde yayına yetiştirmeyi başardığı kitabında eleştirilerini 5 makale, genel sonuç, sonsöz ve 2 ek ile dile getirmiştir.

Kitabın önsözü, Anayasa Değişikliği ile ilgili ülkemizde yaşanan tartışma sürecinin niteliksizliği ve yetersizliğine ışık tutmaktadır. Gözler’in de önsözünde belirttiği üzere süreç boyunca ‘topçular’ ve ‘popçular’ konuşmuş, anayasa hukukçuları ise suskun kalmıştır. Gözler, her ne kadar kitabın yayın tarihi sonrasında bu durumun değişeceğini ummuşsa da referandum gününe 2 gün kalmışken söyleyebiliriz ki söz konusu umut boşa çıkmış, süreç boyunca anayasa hukukçuları etkili bir tartışma yürütmemişler yahut yürütememişlerdir. Değişikliğe ilişkin eleştirilerini, samimi ve yalansız dile getirmeye çalışan birçok öğretim üyesine uygulanan baskı ve yıldırma çalışması ise son süreçte artarak devam etmiştir. Korku, söz konusu anayasa değişikliğine karşı eleştirileri olanların ikiz kardeşi haline gelmiş, akademik ve entelektüel hayatı boğmuştur.

ELVEDA KUVVETLER AYRILIĞI, ELVEDA ANAYASA..

Gözler, kitabının birinci bölümünde akademik bir bakış açısıyla, oylanacak değişiklik teklifinin propaganda edildiği üzere bir ‘başkanlık sistemi’ veya ‘Türk tipi başkanlık sistemi’ olduğu iddiasında bulunmanın cehalet yahut art niyetten başka bir şey olamayacağını dile getirerek eleştirilerine başlıyor.

Başkanlık sistemi, sistematik olarak savunmak ya da karşı çıkmak bir yana, katı bir kuvvetler ayrılığını benimserken; hükümet sistemimizi baştan sona değiştirip mevcut Anayasanın 69 maddesini etkileyen değişiklik teklifinin net bir kuvvetler birliğine yol açacağı kabulü zorunlu bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Sadece yasamanın değil dolaylı olarak yargının da Cumhurbaşkanına yani tek bir adama bağlandığı değişikliğin başkanlık sistemi ile ilgisinin olmadığını, Gözler akademik doğrularla net bir şekilde ortaya koyuyor.

Kuvvetler ayrılığının olmadığı bir sistemde hürriyetin, demokrasinin ve anayasanın varlığından söz edilemeyeceği ise tarihsel olarak da deneyimlenmiş bir durum. Gözler, Türkiye’de deneyimlenmeye çalışılan yasama, yürütme ve yargı erklerinin tek adama bağlanacağı söz konusu sistemin oldukça tehlikeli olduğunu Lord Acton’un 129 sene önce söylediği ‘İktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlak yozlaştırır.’ ifadeleriyle dile getirip, 17 Nisan 2017 günü ‘elveda kuvvetler ayrılığı, elveda hürriyet, elveda demokrasi, elveda anayasa’ dememek için herkesi uyarıyor.

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KARŞISINDA ANAYASACILARIN SUSKUNLUĞU ÜZERİNE

Referanduma 2 gün kalmışken rahatlıkla söyleyebiliriz ki; vicdan ve sorumluluk sahibi bir avuç isim dışında, anayasa hukukçuları başta olmak üzere tüm hukukçular, ilgili değişiklik teklifi hakkında nitelikli ve verimli tartışmalar yürütme, halkı değişiklik hakkında tüm yönleriyle ve doğru şekilde bilgilendirme noktasında sınıfta kalmışlardır.

Gözler de kitabının ikinci bölümünde bu duruma dikkat çekerek, asıl konuşması gerekenler olan hukukçuların neden sustuklarını soruyor. Türkiye’de akademi üzerinde uzun süredir devam eden bir baskı söz konusu. Sadece anayasa değişikliğinin oyalanacağı süreçte değil öncesinde de birçok akademisyen çeşitli bahanelerle disiplin soruşturmalarına, meslekten uzaklaştırmalara maruz kaldı. Görmekteyiz ki, özellikle ilgili değişikliğe karşı çıkan ve iktidara muhalif akademisyenler üzerinde söz konusu baskı mekanizması gün geçtikçe daha sert işlemeye başladı. Ancak yine de korkmamak ve susmamak gerektiğini ‘Ebediyete intikal etmiş seleflerimiz, bugün bizi görselerdi, herhalde ellerine sopa alıp, bizi kürsülerinden kovarlardı.’ diyerek dile getiriyor Gözler.

İktidar ve ana akım medya, ‘Evet’ propagandası yapan hukukçulara tüm imkanları sunarken dahi bu yönde konuşan hukukçu sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Ve biliyoruz ki, bu hukukçuların birçoğunun iktidar ile çıkar ilişkisi söz konusu. O halde anayasaya ve hukuka sahip çıkmak adına sorumluluk sahibi, ilgili değişiklik teklifine karşı çıkan tüm hukukçuların bir şey kaybetme korkusu olmaksızın cesurca konuşmaları gerekiyor. Gözler’in bu konuda ısrarla dile getirdiği gibi ‘barika-i hakikat, müsademe-i efkardan çıkar.’ (gerçeğin ışığı, fikirlerin çarpışmasından doğar.)

CUMHURBAŞKANLIĞI SİSTEMİ Mİ, BAŞKANLIK SİSTEMİ Mİ, YOKSA NEVERLAND SİSTEMİ Mİ?

16 Nisan 2017’de oylayacağımız 18 maddelik değişiklik ile dayatılmaya çalışılan hükümet sistemi, yeni kurgulanmış bir sistem olup, kuvvetler birliğine yol açacağı gerçeği dışında daha önce anayasa hukuku tarihinde uygulaması görülmemiştir. Bu noktada Gözler, değişiklik teklifi hakkında ileri sürülen görüşlerin yanlışlıklarını ele almakla başlıyor kitabının üçüncü bölümüne.

‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ diye bir terimin anayasa hukuku literatüründe olmadığını, önerilen sistemin başkanlık sistemi ile de bir ilgisinin olmadığını, pozitif hukuk değerlendirmeleriyle ortaya koyuyor. Cumhurbaşkanına yasamayı fesih yetkisinin verilmesi, cumhurbaşkanı yardımcı veya yardımcılarının cumhurbaşkanı tarafından keyfi olarak atanabileceği, cumhurbaşkanına HSYK üyelerini ve birçok önemli kamu görevlisini atama ve görevden alma yetkilerinin verilmesi, yasamanın nihai silahı olan bütçe yetkisinin elinden alınması, cumhurbaşkanının partisiyle olan sıkı ilişkisinin devamı gibi değişikliklerin başkanlık sistemi ile ve var olan diğer anayasal sistemlerle ilgisi olmadığını açıklayarak, herkesi açık ve dürüst bir şekilde söz konusu değişiklik ile getirilmek istenen sistemin, hiçbir ülkede uygulaması bulunmayan bir ‘Neverland Sistemi’ olduğunu dile getirmeye çağırıyor.

16 NİSAN’DA OYLAYACAĞIMIZ ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ BİR ‘SUİSTİMALCİ ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ’ MİDİR?

Türkiye’de yapılan son referandum 12 Eylül 2010 tarihlidir. Bu referandum sürecinde iktidar tarafından ısrarla ‘darbelerle hesaplaşıyoruz’ algısı dayatılmıştır. Ancak söz konusu referandumdan 7 yıl sonra görebiliyoruz ki, bu dönemde propagandası yapıldığı üzere darbelerle hesaplaşılmamış, yapılan değişiklikler sadece yargının iktidar tarafından ele geçirilmesine yaramıştır. Gözler, bu konuya bizzat Başbakan Yıldırım tarafından sarf edilen ‘FETÖ’cüler sinsice 2010 referandumundan sonra yürüttükleri faaliyetleri aleni hale getirmiş, yargıyı kendi kirli emelleri doğrultusunda kullanma durumuna gelmiştir.’ sözlerini örnek göstererek açıklık getiriyor. O dönemde, çeşitli odaklar tarafından ‘kirli emellere alet edileceği’ düşünülemeyen değişiklikler yapılmışken, bugün yapılması istenen değişikliklerin başka odaklarca  ‘kirli emellere alet edilmeyeceği’nin garantisini kim verebilir?

Gözler kitabının dördüncü bölümünde, oylayacağımız anayasa değişikliğinin suistimalci bir anayasa değişikliği olması halinde gerçek amacının ne olabileceği konusunda 3 fikir öne sürüyor. HSKY’yı yeniden dizayn etmek, 2002’den beri başbakanlık veya bakanlık yapmış siyasetçilerin cezai sorumluluğunu sıfırlamak, partili cumhurbaşkanlığının yolunu bir an önce açmak. Referandumdan ‘Evet’ çıkması halinde değişikliklerin tamamı 3 Kasım 2019’da yürürlüğe girecekken, sayılan 3 değişikliğin Resmi Gazetede yayımı tarihinde yürürlüğe girecek olması Gözler’in iddialarını ciddiye almak gerektiğini gösteriyor. Ayrıca Gözler bir uyarı niteliğinde olarak, değişikliği hazırlayanların ‘tek adam’ın değişmesi halinde kendi kazdıkları kuyuya düşebileceklerini de hatırlatıyor.

REFERANDUM MU, PLEBİSİT Mİ?

Kitabının beşinci ve son bölümüne teorik bir tartışma ile başlayan Gözler, referandumu bir metnin kabulü için yapılan ve eşit propaganda araçlarıyla anlatılan bir halk oylaması olarak; plebisiti ise belli bir dönemde iktidarı fiilen ellerinde bulunduran kişilerin bir ismi, tartışma ortamı olmaksızın halkoylamasına sunması olarak tanımlıyor.  Burada Gözler’in de önemle üzerinde durduğu gibi, referandum süresince yapılan tartışmaların objektifliği ve doğruluğu önem arz ediyor.

Bugüne kadar yaşadığımız süreçte de açık bir şekilde gördük ki, ‘Evet’ propagandası iktidar eliyle ve devletin tüm imkanları kullanılarak yapılırken; ‘Hayır’ propagandası yapan kişiler gözaltına alındı, saldırılara uğradı, bir çok defa çeşitli bahanelerle baskı altında tutuldu. Böylesi bir süreçte halkın objektif bir şekilde referandum tercihini belirleyebildiğini söylemek ise imkansız. Ülkede OHAL rejiminin yürürlükte olduğu gerçeği bir yana, başta medya olmak üzere hiçbir alanda serbest ve adil bir tartışma ortamı bulunmamakta.

Gözler bu aşamada, ilgili anayasa değişiklik teklifinin kimler tarafından hazırlandığının dahi halk tarafından bilinmediğine dikkat çekerek, teklifin TBMM Genel Kurulu’nda oylandığı gün, Anayasaya ve iç tüzüğe rağmen baskı altında olmaları nedeniyle gizli oy kullanamayan milletvekillerine rağmen sıradan vatandaşın bu ortamda baskı altında hissetmeyeceğinin garantisinin nasıl verileceğini de soruyor. Ve bugünkü iktidara 27 Nisan 1969’da Fransa’da Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle’ün isteğiyle plebisite dönüşen referandumda %52 ‘Hayır’ oyu çıkması sonucu, de Gaulle’ün istifa etmek ve siyasetten bir daha dönmemek üzere ayrılmak zorunda kaldığını hatırlatıyor.

SON SÖZ: KUVVETLER AYRILIĞININ OLMADIĞI BİR TOPLUMDA ANAYASA DA YOKTUR.

16 Nisan 2017’de, 2 gün sonra, oylayacağımız Anayasa Değişiklik Teklifinin, Kemal Gözler’in de ayrıntılı şekilde açıkladığı üzere ülkenin geleceğini geri dönülmesi oldukça zor şekilde değiştirebileceği açıktır. İlgili değişiklikler, iktidar ve iktidarla çıkar ilişkisi olan çevrelerce dile getirilen ‘Güçlü Türkiye’ gibi süslü kelimelerle anlaşılamayacak ve değerlendirilemeyecek kadar ciddi sonuçlar doğurabilecektir. Anayasa değişikliğinin kabulü, kuvvetler ayrılığından vazgeçmek; yasama, yürütme ve yargıyı tek adama bağlamak demektir ki bu Türkiye için demokrasiden vazgeçmek demek olacaktır.

Bu nedenle Kemal Gözler’in kitabının son sözünde belirttiği üzere ‘ … son yıllarda bu ülkede yaşadığımız sorun aslında sadece ‘anayasa hukuku’ veya ‘hukuk’ sorunu değil, aynı zamanda vicdan ve insanlık sorunudur.’

16 Nisan 2017 Pazar günü tercih etmemiz gereken; elveda kuvvetler ayrılığı, elveda hürriyet, elveda demokrasi, elveda anayasa mı diyeceğimiz yoksa ülkede yeterli sayıda vicdan sahibi iyi insanların olduğunu mu göstereceğimizdir.

 

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

İlgili Terimler :
TemaFabrika