- Hoşgeldiniz - Sitemizde 5 Kategoride 15 İçerik Bulunuyor.

Gündem

6771 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanuna İlişkin Görüşlerimiz

14 Kasım 2017 - 12 kez okunmuş
Ana Sayfa » Gündem»6771 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanuna İlişkin Görüşlerimiz
6771 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanuna İlişkin Görüşlerimiz

 

Giriş

 Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi‘nin mutabakatıyla, 21 Ocak’ta TBMM Genel Kurulu’nda 339 oyla kabul edilerek yasalaşan Anayasa değişikliği teklifi Cumhurbaşkanının onayıyla halkoyuna sunulmak üzere 11 Şubat 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı.

3376 sayılı “Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun” doğrultusunda referandum, Anayasa değişikliğine ilişkin kanunun Resmi Gazete’de yayımını takip eden 60. günden sonraki ilk pazar günü olan 16 Nisan 2017‘de gerçekleşecek.

18 maddeden oluşan 6771 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile Anayasanın 21 maddesi mülga olmak üzere toplamda 68 maddede yapılan değişiklik referanduma götürülecek.

Mevcut parlamenter sistemin eksiklerinin giderilmesi ve anayasanın değişmesi ihtiyacı açık olmakla birlikte, oylanacak değişikliğin mevcut sistemi daha da kötüye götüreceği ilk bakışta görülmektedir. Bu sebeple hukukçu gözüyle önemli gördüğümüz noktaları ayrıntılı bir şekilde ve olası sonuçlarıyla ele almaya çalıştık.

Türkiye’yi parlamenter sistemden başkanlık sistemine taşıyacağı dile getirilen Anayasa değişikliğine genel olarak baktığımızda kuvvetler ayrılığının, yasama ve yargı organı aleyhine endişe verici derecede bozulduğu ilk elden söylenebilir. Hâlbuki başkanlık sisteminde yasama, yürütme ve yargı birbirine denk ve bağımsız devlet erkleri olarak değerlendirilir. 16 Nisan’da oylanacak değişikliğin mevcut Anayasal düzenleme uyarınca hükümet ve Cumhurbaşkanından oluşan yürütme görev ve yetkisini “başkan” elinde toplamak dışında başkanlık sistemiyle benzerliğinin olmadığı görülmektedir.

Değişiklikle birlikte, mevcut anayasal düzenlemede bulunan Başbakanlık kurumu kaldırılırken yürütme gücü tamamen Cumhurbaşkanı elinde toplanmaktadır. Cumhurbaşkanı’nın siyasi parti üyesi olmasını engelleyen düzenleme kaldırılmaktadır. Ayrıca Kararname çıkarma, Olağanüstü Hal ilan etme, Olağanüstü Hal KHK’ları çıkarma ve sayı sınırlaması olmaksızın Cumhurbaşkanı Yardımcısı atama yetkisi tek başına Cumhurbaşkanına verilmektedir.

Cumhurbaşkanlığı makamının üst düzey yetkilerle donatılması bir yana, cezai sorumluluğuna gitmenin koşulları ağırlaştırılmakta ve pratikte uygulanması çok zor olan bir düzenleme getirilmektedir. Aynı sorumluluk hükümlerinin Cumhurbaşkanı Yardımcıları için de düzenlendiği düşünüldüğünde, sahip olduğu ve kullandığı üst düzey yetkilere rağmen yürütmenin denetlenebilirliği engellenerek Yüce Divan önüne çıkması ve yargılanmasının adeta önü tıkanmaktadır.

Cumhurbaşkanının, kuvvetle muhtemel meclisteki en çok oyu alan siyasi partinin genel başkanı da olacağı düşünüldüğünde, yasama faaliyetlerinin üzerine yürütmenin “gölgesi” düşecektir. Fakat bununla da yetinilmeyerek yasamanın yetki ve faaliyetleri sınırlandırılmaktadır.

Yasamanın, yürütme erki üzerindeki hukuki ve siyasi denetleme imkânları budanmakta veya ağırlaştırılmaktadır. Genel görüşme yapma yetkisi sınırlandırılmakta, yazılı soru yürütme erkinin bütün yetkilerini tek elde toplayan Cumhurbaşkanına yöneltilememektedir. Gensoru ise tamamen kaldırılmaktadır. Kısacası mevcut değişiklikle yürütmenin yasama önündeki siyasal denetimi adeta ortadan kaldırılmaktadır.

Meclis tatil sırasında ancak Cumhurbaşkanı tarafından toplantıya çağrılabilecektir.

Cumhurbaşkanı tarafından yeniden görüşülmek üzere geri gönderilen kanunun, meclisin üye tam sayısının salt çoğunluğu ile kabul edebileceği şeklindeki yeni düzenleme ile Cumhurbaşkanı’nın veto yetkisi güçlendirilmektedir. Bu düzenleme ve yasama faaliyetlerine ilişkin diğer düzenlemeler birlikte ele alındığında yürütmenin yasama üzerindeki müdahale ve etkisi oldukça artacaktır.

Ülkemizde yargı organına karşı olan güven gün geçtikçe aşınmaktadır. Yargı sistemindeki reform ihtiyacı herkesin malumu olmakla birlikte halkoyuna sunulacak değişiklik, sistemin gerçek sorunlarını çözmek yerine bu sorunları derinleştirecektir.

Yurttaş ile devlet arasındaki ilişki doğası gereği eşit değildir. Bu sebeple yurttaşın hak ve özgürlüklerinin, devlete karşı korunabilmesinin bir ayağı da yargının; bağımsız, etkin ve halk için ulaşılabilir bir organ olarak örgütlenmesidir.

Ayrıca yasamanın çıkardığı kanunların anayasal denetimi, yürütmenin iş ve eylemlerinin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesi, Yüce Divan sıfatıyla devletin yüksek kademelerinin yargılanması vb. pek çok görev bir hukuk devletinde yargıdan beklenen asli işlerin başında gelmektedir. Yargının bu asli görevlerini hakkıyla yapabilmesi için yargı bağımsızlığının Anayasa ile teminat altına alınması gerektiği açıktır.

Oysaki yargı üyelerinin seçimi, atanması ve özlük işlerine dair karar alıcı kurum ve mekanizmaların belirlenmesi, aşağıda ayrıntılarıyla işleyeceğimiz gibi doğrudan veya dolaylı olarak yürütme organına yani Cumhurbaşkanına bırakılmaktadır. O halde yürütmenin iş ve eylemlerinin hukuka uygunluğunu değerlendirecek mahkemelerin bağımsız birer organ olarak adil ve evrensel hukuk ilkelerine uygun hüküm verip vermediği mevcut duruma göre daha fazla sorgulanacaktır.

AKP ve MHP’nin birlikte kaleme aldıkları ve 16 Nisan’da halkın önüne gelecek Anayasa değişikliği, yargıyı ve yasamayı temelden sarsmakta, yürütme karşısında kadük ve etkisiz organlar haline getirmektedir.

Milletvekili Sayısı ve Seçilme Yaşı

Değişiklik ile milletvekili sayısı 550’den 600’e çıkarılmakta ve seçilme yeterliliği için yaş sınırı 25’ten 18’e indirilmektedir.

Meclis ve Cumhurbaşkanı Seçimleri

TBMM seçimlerini 4 yıldan 5 yıla çıkartan bu değişikliğe göre, Meclis ve Cumhurbaşkanı seçimleri aynı gün yapılacaktır. Bu durumun, Cumhurbaşkanı ile yasamanın aynı siyasi görüşten/partiden olması, yasamanın yürütme üzerindeki denetleme ve kontrol etkisinin azalması ve dolayısıyla yasamanın doğrudan Cumhurbaşkanlığına bağlanması anlamına geleceği açıktır.

Cumhurbaşkanı Vetosuna Direnme

Yapılan değişiklik ile Cumhurbaşkanınca geri gönderilen kanun teklifi, ancak Meclis “üye tam sayısının salt çoğunluğu”  ile aynen kabul edilebilmektedir. Yani, nitelikli bir çoğunluk aranmak suretiyle Meclisin “kendi görüşünde” ısrarı zorlaştırılmakta, Cumhurbaşkanının veto yetkisi güçlendirilmektedir.

Bu durum, değişiklikte yer alan Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle birlikte değerlendirildiğinde, yasama yetkisinin Cumhurbaşkanlığınca gasp edileceği kaygısı yaratmaktadır.

Meclis Toplanması

Bu değişiklikle, Meclis tatile girdiğinde veya çalışmaya ara verdiğinde acil bir ihtiyaç doğması halinde kendi iradesiyle toplanmasının önü kapatılarak, yalnızca ve yalnızca Cumhurbaşkanının kararı ve çağrısıyla toplanabileceği öngörülmektedir. Bu durum, yasamanın görev ve yetkilerine ilişkin değişiklik içeren diğer maddelerde olduğu gibi, yasamanın yürütme üzerindeki denetim mekanizmasının sınırlandırılmasına, yasamanın iradesinin yok sayılarak yürütmenin bir uzantısıymışçasına faaliyet göstermesine sebep olacaktır.

 Meclisin Denetleme Yetkisi

Yasamanın, yürütme organına karşı kullanabileceği denetim yollarına ilişkin madde başlığı kaldırılmaktadır. İlgili maddenin TBMM’nin bilgi edinme ve denetim yolları” kenar başlığının tamamen kaldırılması dahi, tek başına Anayasa değişikliğinin ruhuna ilişkin ciddi bir veri sunmaktadır. Zira bu düzenleme, yasama organını işlevsizleştirip, Cumhurbaşkanına yasama organının haiz olması gereken yetkileri vermekte, yasamanın mevcut anayasal düzenlemede genel görüşme, gensoru ve meclis soruşturması şeklindeki anayasal araçlarla sahip olduğu yürütme erki üzerindeki denetimini ortadan kaldırmaktadır.

Mevcut Anayasa uyarınca Meclis bilgi edinmek amacıyla, yürütme erki olarak karşımıza çıkan Başbakan veya Bakanlar Kuruluna yazılı soru yöneltebilme yetkisine sahiptir. Değişikliğin genel yapısı itibariyle, yürütme yetkilerinin Cumhurbaşkanında toplandığı açıkça görülmektedir. Dolayısıyla Meclisin yazılı sorusunun muhatabının da yürütmenin başı olarak Cumhurbaşkanı olması gerekmektedir. Oysaki değişiklikle birlikte meclis, Cumhurbaşkanına yazılı soru yöneltememekte ve ancak Cumhurbaşkanı yardımcılarına ve Bakanlara yazılı soru yöneltebilmektedir. Yürütme erkine ait birçok yetki Cumhurbaşkanı üzerinde toplanırken Cumhurbaşkanına yazılı soru yöneltilememesi, meclisin hukuki denetim yollarının sınırlandığı anlamına gelmektedir.

 Cumhurbaşkanı Adaylığı

Anayasanın ilgili maddesinde yapılacak değişiklikle, ancak son seçimlerde toplam geçerli oyların tek başına veya birlikte en az %5 ve üzeri oy alan partiler, Cumhurbaşkanı adayı gösterebilmekte, seçimlerin tamamlanamaması durumunda yenisi göreve başlayıncaya kadar eski cumhurbaşkanının görevde kalacağı belirtilmektedir.

 Bu değişiklikle “Cumhurbaşkanı’nın siyasi parti üyesi ise partisiyle bağının kesileceği” ifadesi çıkartılarak, milletvekilleri yerine partilere aday gösterme hakkı tanınmıştır. Bu aşamada seçilecek cumhurbaşkanının sadece yürütmenin değil siyasi anlamda yasamanın da başı olacağı aşikârdır.

Ayrıca cumhurbaşkanlığı seçimlerinin herhangi bir nedenle sekteye uğraması halinde eski cumhurbaşkanının göreve devam edecek olması ve söz konusu duruma yasal bir sınırlama getirilmemiş olması cumhurbaşkanının görev süresi yönünden sınırsızlık durumu ihtimalini de yaratmaktadır.

Cumhurbaşkanın Görev ve Yetkileri

Oylamaya sunulacak değişiklikle Kanun Hükmünde Kararname tamamen ortadan kaldırılarak Cumhurbaşkanı’na yürütmeye ilişkin konularda ‘Cumhurbaşkanı Kararnamesi’ çıkarma yetkisi verilmiştir. Böylece daha önce meclisin yetki vermesiyle KHK hazırlayabilen ve hazırladığı KHK’yı yine meclis onayına sunmak zorunda olan yürütmeye, artık kararname ile doğrudan düzenleme yapma yetkisi verilmektedir. Sonuç olarak, yasama yetkisi olmayan ve ancak istisnai hallerde yasama organının onayıyla kararname çıkarabilen yürütme organının yasama yetkisini gaspı ihtimali doğmaktadır.

Yine değişiklik incelendiğinde, birçok maddede “kanunla düzenlenir” ifadesinin yerini “Cumhurbaşkanı Kararamesiyle düzenlenir” ifadesinin alması, yasama yetkisinin Cumhurbaşkanı lehine paylaşıldığını ve uygulamada Cumhurbaşkanına kanun çıkarma yetkisinin verildiği saikini güçlendirmektedir.

İlgili maddede geçen ‘Cumhurbaşkanının meclise ülkenin iç ve dış siyasetine ilişkin mesaj verebileceği’ hükmü de Cumhurbaşkanına, yasama organının faaliyetlerine direkt olarak müdahale hak ve yetkisi tanımaktadır.

Ayrıca Cumhurbaşkanına tüm üst düzey devlet görevlilerini atama yetkisi tanınmakta, atama usulünü ise yine kendisinin belirleyeceği belirtilmektedir. Seçilen her yeni cumhurbaşkanıyla devletin önemli kadrolarında değişiklik yaşanması ve yeni cumhurbaşkanının politik tercihlerine göre kadroların belirlenmesi ihtimali doğacak bu da devlet kademelerinde hem niteliksizleşmeye hem de siyasallaşmaya neden olacaktır.

Cumhurbaşkanının ‘cumhurbaşkanı yardımcıları’ seçmesi

İlgili madde ile yürütmeye ‘cumhurbaşkanı yardımcısı’ kurumu eklenmekte ve TBMM Başkanı yerine cumhurbaşkanına vekâlet yetkisi bu kuruma verilmektedir. “Cumhurbaşkanı, seçildikten sonra bir veya daha fazla Cumhurbaşkanı yardımcısı atayabilir.” ifadesiyle Cumhurbaşkanı Yardımcısı sayısına Anayasada bir sınırlama getirilmemiş olup, bu sayıyı cumhurbaşkanın keyfi olarak belirleyebileceği şekilde düzenlenme yapılmaktadır. Bu madde ile devleti yönetme yetkisi (ki oldukça genişletilmiş haliyle) halkın iradesinin tamamen dışında kalan kişilere verilmektedir.

Olağanüstü Hal İlan Etme yetkisi

Söz konusu madde ile ‘olağanüstü hal’ ilan etme ve bu dönemde kararname çıkarma yetkisi doğrudan ve tek elden cumhurbaşkanına verilmektedir. Mevcut düzenlemede dahi Olağanüstü Hal KHK’larının hukuk tekniği ve yarattığı sorunlar açısından götürüleri düşünüldüğünde, yasama organının haiz olduğu yetkilerin Bakanlar Kurulu yerine tek başına Cumhurbaşkanına bırakılması yasama yetkisinin yürütme organı tarafından gasp edilmesi ve tüm yetkilerin tek elde toplanmasına sebebiyet verecektir.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun adından “Yüksek” kelimesi çıkarılmaktadır. Teknik ve pratik açıdan bir önemi olmadığı düşünülebilecek bu bir kelimelik değişiklik önerisi bile yargının, yeni rejimde yerinin ne olacağına dair bir fikir vermektedir.

Değişiklik ile kurulun üye sayısı 13’e çıkarılmaktadır. Adalet Bakanı kurulun başkanı, Adalet Bakanlığı Müsteşarı kurulun doğal üyesi olacaktır. 3 üye adli, 1 üye idari yargıdan Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek; kalan üyeler, 3 üye Yargıtay’dan, 1 üye Danıştay’dan ve 3 üye nitelikleri kanunda belirtilen yükseköğretim kurumlarının hukuk dallarında görev yapan öğretim üyeleri ile avukatlar arasından olmak üzere TBMM tarafından seçilecektir.

 İktidar partisinin genel başkanı sıfatıyla kuvvetle muhtemel mecliste de çoğunluğu elinde tutacak Cumhurbaşkanı, yargısal atamaları yapan kurumun 6 üyesini doğrudan, 7 üyesini de meclis üzerinden dolaylı olarak belirlemiş olacaktır. Bu vahim tablo da haklı olarak yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının kağıt üstünde kalacağı kaygısı yaratmaktadır.

 Anayasa Mahkemesi

Değişiklik teklifi ile Anayasa Mahkemesinin üye sayısı 17’den 15’e düşürülmektedir. Anayasa’nın 146. Maddesinde kuruluşu ve üyelerinin seçimi düzenlenen Mahkemenin, değişiklikle birlikte Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin kapatılması ve bu iki kurumdan birer üye seçimine son verilmesi sebebiyle üye sayısı 15 olarak değiştirilmektedir.

Anayasa Mahkemesi’ne 3 üye Yargıtay’ın, 2 üye Danıştay’ın, 3 üye Yüksek Öğretim Kurumu’nun göstereceği adaylar arasından; 4 üye ise üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından olmak üzere toplamda 12 üye Cumhurbaşkanı tarafından, kalan 3 üye ise TBMM tarafından seçilecektir.

Kısacası 15 üyenin 12’si doğrudan, 3 üye ise genel başkanı olduğu iktidar partisi aracılığıyla dolaylı olarak Cumhurbaşkanı tarafından seçilecektir.

 Anayasa Mahkemesi’nin görevi Anayasanın 148. Maddesinde şöyle tanımlanmıştır:

“Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler.”

 Referanduma sunulacak olan değişik ile bütün yürütme gücünü elinde toplayan ve iktidar partisi genel başkanı sıfatıyla yasama faaliyetlerini de belirleyen Cumhurbaşkanının, yurttaşların hak ve özgürlüklerini sınırlandıran kanun ve kararnameleri denetleyebilecek tek organın bütün üyelerini doğrudan veya dolaylı olarak belirleyebiliyor olması, yargının denetleme görevinin ruhuna tamamen aykırıdır.

Anayasa Mahkemesi aynı zamanda Cumhurbaşkanını Yüce Divan sıfatıyla yargılayabilecek tek yargısal kurumdur. Fakat yürütme gücünü Cumhurbaşkanında toplayan değişiklik aynı zamanda Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğuna gidilebilmesinin yolunu da zorlaştırmaktadır. TBMM üye tamsayısının salt çoğunluğuyla soruşturma açılması önerilebilirken, beşte üç çoğunluğunun olumlu oyuyla soruşturma açılması kabul edilebilmektedir. Yüce Divana ise ancak üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla sevk kararı alınabilmektedir.

Tüm bu değişiklikler birlikte değerlendirildiğinde, yürütmenin başındaki Cumhurbaşkanı ancak genel başkanı olduğu iktidar partisinin çoğunluğu oluşturduğu bir meclisin üye tamsayısının üçte iki çoğunluğuyla, bütün üyelerini doğrudan veya dolaylı olarak kendisinin belirlediği Yüce Divan’da yargılanabilecektir. Bu da pratikte, yürütmenin yargısal sorumluluğuna gidilebilmesini neredeyse imkânsız hale getirmektedir.

Anayasa Mahkemesi, Hâkimler ve Savcılar Kurulu ve Cumhurbaşkanının cezai sorumluluğuna ilişkin önerilen değişiklik teklifleri birlikte değerlendirildiğinde “Cumhurbaşkanlığı Sistemi” olarak ifade edilen rejimde yargı; yürütmenin belirlediği, bağımsızlığı onarılamaz derecede zedelenmiş,  yurttaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasında zayıf ve etkisiz bir kurum haline gelecektir.

Sonuç olarak:

Yukarıda, Referandumda bir bütün olarak oylanacak 6771 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanuna ilişkin görüşlerimizden anlaşılacağı üzere; Referandum ile oylamaya sunulacak olan sistemin ‘başkanlık sistemi’ olmadığı ortadadır. Mevcut sistemin sorunlarını çözmediği gibi parlamenter rejimin de gerisinde bir modeldir.

18 maddenin hepsi, bir bütünsellik içinde aynı sonuca çıkmaktadır: 16 Nisan 2017 tarihinde yapılacak Referandum ile oylamaya sunulacak olan, yasamanın ve yargının doğrudan ve dolaylı formlarla yürütmeye/cumhurbaşkanına bağlanması; kuvvetler ayrılığı yerine, tek parti-tek adam sisteminin getirilmesidir.

Kuvvetler ayrılığının bulunmadığı bir sistemde, tüm erkler tek bir kişide/yapıda birleşeceğinden denetim ve frenleme mekanizması ortadan kalkacaktır. Bu noktada, Referandum ile oylamaya sunulacak anayasa değişikliğinin kabul edilmesi halinde; anayasal sistemin, temel vatandaşlık haklarının ve hatta insanlık tarihinin yüzyıllar süren mücadelesi ile elde edilen temel hak ve hürriyetlerin tehlike altına gireceğini söylemek hiç de güç değildir.

Yasama, yürütme ve yargı gücünün tek bir kişide/görüşte birleştiği bir sistemde, temel hak ve hürriyetlerden, adalet ve hukuktan söz edilemeyeceği ortadadır. Zira bu güç, kendinden olmayana yönelik büyük bir baskıyı, zorlamayı ve hatta yok edişi getirebilecek kapasiteye sahip olacaktır.

Adalet İçin Hukukçular olarak, iktidar partisi eliyle getirilmek istenen bu “tek adam” sistemine karşı durmayı, hukukçu kimliğimizin bize yüklediği misyonla tarihsel bir görev olarak görüyor, hak ve özgürlüklerimiz için, adalet için 16 Nisan’da “HAYIR” diyeceğimizi ilan ediyoruz.

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

TemaFabrika